Labels

Tuesday, February 21, 2012

Tutunamayanlar


Tutunamayanlar gibi kült bır eser hakkında özet bırşeyler yazmak hem çok zor hem de haddim değil dıye düşündüm. Onun yerine kendimce önemli bulup altını çizdiğim yerleri paylaşmak istedim. Şu anda kitabı okumamış olanların duyacağı keyfi de kıskandığımı belirteyim.

Hayat, düşünceleri tutan bir hapishanedir. İnsan, can sıkıcı bir saç demetidir, ben de akılsız bir robotum.

“Kadınlarda, el ustalığı isteyen işler için, aptalca bir yarışma duygusu vardır zaten,”

Yazık ki erkekler, şımartıldıkları zaman nerede durmaları gerektiğini çoğu zaman bilemezler.

“İnsanların hoşuna gidecek biçimde davranmayı oldukça beceririm biliyorsun. Onun için, bana önem verilmesinde bu aldatıcı tavırlarımın payı vardır diye endişe ederim.”

Acaba sinüsü mü yoksa kosinüsü mü daha çok seviyorum diye öyle bir açmaza düştüm ki, sonunda ikisinin de karesi-ni aldım; gene bir neticeye varamadım.

… neden noktaların, doğruların eğrilerin -ister düzlem, ister uzay şekiller olsun- koordinatları var da daha mükemmel bir varlık olan insan ve onun ayrılmaz bir cüzü olan hayatın koordinatları yok? Bu mesele, hayatımı zehir eder…

“Sen, yalın düşüncelere alışıksın sadece. Hayatın asıl tadı, gerçek tuzu olan ikinci dereceden bilinmeyen güzelliklerin farkında değilsin.

“İnsan, kendini beğenmeden yaşayamaz. Kendini beğenirse, diğer insanlar onun hayatını cehenneme çevirmeye çalışırlar. Bunun için, insan, hem kendini beğenmeli hem de beğenmemelidir.

‘Dur bakalım hele.’ Dünya tefekkür tarihine ‘Durbakalımhelecilik’ geçmezse, babama yapılmış en büyük haksızlık olacaktır

Avrupalıların en büyük meziyeti, pratik yönlerinin kuvvetli oluşu ve Türklerin, Arapların ve Çinlilerin birçok buluşunu kendilerine mal ederek kullanılır hale getirmeleridir.

Bu ve bunun gibi bir çok medeni harekete önayak olan Doğulular ise bazı küçük yetersizlikler yüzünden, öncülüğü, Batıya kaptırmışlardır.

Aptal gibi hissiz bir maske ta-karsan yüzüne, o zaman hep genç görünürsün.

Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.

Ben, sadece namuslu olmakla övünen kişiyi adamdan saymıyorum; toplumu iyiye, güzele götürmek için kendi gibi namuslu insanlarla birlikte bir çaba harcamamışsa, çevresindeki uygunsuz gidişe başkaldırma-mışsa,

“Bir işle severek uğraşan her insan, özentiye kapılmadan, karşılaştığı güçlükleri, uyguladığı metotları ve görüşlerini yazmalı. Düşünün bir kere. Çeşitli konularda, böyle binlerce monografi yazılmış olsa...”

Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır.

“Beni rahatsız eden ve adlandıramadığım duygularımın, yalnız libidoya bağlanmasına gönlüm razı olmuyor,” (Freud'a soyleniyor - Sergul)

Kutlug Dandini (ya da Batılı tarihçilere göre Dandin) ve Farsus Dasdana, İsa’dan sonra VII. yüzyılda Anadolu’da ya- şadığı sanılan efsaneler kahramanı Hartug Dandin’in oğulları.

“Hartug, çocuklarının eğitimiyle ilgilenmiyordu. Çocuklar, bütün gün, babalarının bostanında kargaları kovalayarak vakit öldürüyorlardı. Kargaları vurmak için, ucu sivri değnekler yapıyorlar; vurdukları kargaları bu değneklerin ucuna takıp korkunç seslerle bağırarak bostanın çevresinde dolaşıyorlardı:

Ninni yavrum bebeğime. Kirler dolar göbeğime. Dandin vurma erkeğime. Dandini Dandini Dasdana. Çıplak uzanmış Dasdana. Kız gelmiş anadan doğma. Yatacakları sırada Danalar girmiş bostana Dasdana’da bu hırs varken. Bostanda kızla yatarken Bağırmış babası birden

“Kov bostancı danayı.” Dasdana kızmış köpürmüş Gitmiş Hartug’u öldürmüş. Danayı kovarken gülmüş: “Yemesin lahanayı.”

“İvedicilik, toplumsal eylemin baş yağısıdır.”

Çirkinlik ne kadar kolay!

Beyin, vücudun o korkunç diktatörü de, tutucu bir derebeyi aslında. Gene de vücut kadar geleneklerine bağlı değil. Bazen vücudu, yeni maceralara, bilinmeyen yaşantılara sürüklemek istiyor ve cahil hücrelerin kör başkaldırmasıyla karşılaşıyor.

Söylenen sözlerin, yaşanan olaylardan önemli olduğunu Selim’de gördüm. Düşüncelerine büyük bir içtenlikle bağlıydı: herkesi de öyle sanıyordu.

‘Bütün öfkelerimi öyle içten duyuyorum ki, kimsenin alınmaması gerek bana; bu yüzden ancak beni beğenebilirler,’

İlk çekingenlikler ne kadar tatlıdır. Oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır.

Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli.

Bütün babalar, oğullarına: “Oku da adam ol” diyorlar. Gene de kimse okumuyor.

Aptalca duygulanmaktan korktuğum için çevremi akılla doldurmuşum. Aşktan, üzüntüden bahsedebileceğim aptal insanları arıyorum.

Otel odalarını eskiden beri sevmem. Evlerinden atılmış insanlar içindir oteller sanki.

Bana her şeyin öğre-nilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler.

Boyumdan büyük işlere kalkmıştım. Şimdi, boyumdan küçük işleri bile başaramıyordum.

Anneme arada bir çatarım: kalıtım nedeniyle. Mendel yasalarıyla hırpalarım onu.

Saçlarını kestiriyordu, tırnakları uzuyordu; sakal tıraşı oluyordu, yıkanması gerekecek kadar kirlenmiş oluyordu. Hiçbirine yetişemiyordu. Hepsini bitirince de giyecek temiz gömlek bulamıyordu. Bütün arkadaşları bu kadar işi bir arada aksatmadan nasıl yapıyorlardı?

Artık her ilgiye karşılık gösterece- ğim Olric: tarladaki çocukların elbette bir bildikleri var ki el salladılar. Bizim de bir bildiğimiz var ki el salladık. Onlara mukabele ettik.

Eski Türkçe:
gökçeses (müzik)

Tö-rebilim (hukuk)

sakalsaçke-sere (berber)

Bilgesevi (felsefe)

güzelçizi (resim),

yazıtbilim(tarih)

betikdizim (matbaa)

günlükbe-tik (gazete)

devdenizine (ok-yanus)

büyüklüksapığı (megalomanyak).

düzgünayak (dans) yaptılar.

Bilinmesi gereken kişi:

Panait Istrati