Labels

Thursday, October 20, 2011

Üç K Kuralı : Kalp Kalbe Karşı


 19. yüzyılın sonunda genç bır adam düşünün. Büyük umutlarla Arjantin'e gelmiş. Zengin olup ülkesine dönme hayalleri kurarken işlerin istediği gibi gitmediğini görüp uzun süre daha Arjantin'de kalmaya karar vermiş. Hal böyle olunca da aile kurma hayallerini de Arjantin'de gerçekleştirmeye karar vermiş. Fakat içinde bulunduğu toplum daha çok erkeklerın egemen olduğu toplumdur. Bu şartlarda bırakın hayalindeki kadını, kadınlarla tanışması bile neredeyse imkansızdır. Yalnızlıklarından kurtuluşu ya bir fahişenın kollarında ya da bir kadınla Tango yaparken bulabilirler. Ve Tango adeta kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelir bu yalnız ve fakir adamlar için.
 
 Ama erkeklerin çok sayida olduğu ve kadınların çok az bir kısmının Tango yaptığı bir toplumda güzel bir kadınla dans edebilmek için çok iyi olduğunu ispatlamak gerekmektedir. Bunun için Arjantinlı erkekler yılmadan usanmadan sonunda alacakları mükafakatları düşünerek çalışırlar. Milonga'da (Tango partileri) bir kadınla dans edebilmek için en az üç sene yoğun bır tempoyla çalışırlar ve bunun ilk 9 ayı sadece kadın rolünü öğrenerek geçer. Hatta neredeyse hergün gittikleri Practica'lar aynı zamanda sosyalleştikleri bir ortama dönüşür. Erkekler ve kadınlar beraber gitmezler derslere böylece kadınlar erkeklerin hangi dans hareketini yapacaklarını tahmin edemezler ve tamamen hissettikleriyle hareket ederler. 

 Milonga için yeterli seviyeye gelen erkekler dans etmek istedikleri kadınlarla göz kontağı kurmaya çalışırlar ve kadının kendisini gülümseyerek ya da başını sallayarak kabul etmesini beklerler. Gözlerle bu anlaşma sağlandığında, erkek kadının yanına gider ve ona piste kadar eşlik eder, danstan sonra da aynı yere geri bırakır. Böylece danstan sonra dengesini kaybetme ihtimali olan kadın güvenli şekilde yerine döner. Aslında gayet maço bir yapısı olan bir toplumda bu tarz davranışlar, maçoluğun sanıldığının aksine Tango'ya yansımadığını gösterir. Günümüz toplumlarının daha az maço karakteri olup Tango'da daha maço olunması da enteresandır.

 Diğer danslardan farklı olarak Tango'da kalpler ve yüzler karşı karşıyadır ve bütün dans boyunca bunu korumak şarttır. Eğer partnerler arasındaki bağlantı yeterince güçlü değilse kalpler birbirinden uzaklaşmaya başlar ve Tango'nun ruhu kaybolur. Fakat kalpler arasındaki bağlantı kurulduğunda iki partner de adeta bir meditasyon moduna geçer ve sanki 4 bacakli, kocaman yürekli estetik bir şekilde yürüyen bir sanat eserine dönüşür. Bu moda geçebilmek için, erkeğin kadını güvende hissettırmesi ve kadının da erkeğe güvenip beyninin sol lobunu kullanmayı biran bırakıp erkeğin kalbini taşımasına izin vermesi gerekir. Bundan sonrası sokakta yürümek kadar kolay ve özgür olmalıdır böylece müzik eşliğinde iki kalp, iki ruh bir bütün olup ayaklarıyla resim yaparlar.


Friday, October 14, 2011

Roma


Yonetmen : Federico Fellini

Oyuncular : Anna Magnani, Marcello Mastroianni, Feodor Chaliapin, Jr., Alberto Sordi, Gore Vidal, John Francis Lane, Elliott Murphy and Fellini himself 

1972 yapimi, 12 dk

Fellini'nin onceki filmlerinden edindigim deneyimle, film izlerken basimin donecegini, zaman zaman filmi durdurup tekrar basa alacagimi biliyordum. Ama sonunda herhalde butun taslar oturur, Fellini'nin derdini tam anlarim herhalde diyordum ki yanilmisim. Basim dondu donmesine de, bazi sahneleri hangi amacla koydugunu anlayamadim. Sanki kendisine baska bir fantazi dunyasi kurmus, tamamen baska boyutta gecen bir dunya, ve bizim gibi insanlarin anlamasina izin vermiyor. Buna ragmen, her karede gorulen gorsel solenden etkilenmemek mumkun degil.

Film sanki onlarca biribirinden bagimsiz kisa filmden olusuyor. Tam bir konu cikacak diye beklerken, baska bir kisa film basliyor farkli oyuncularla. Ama degismeyen tek oyuncu var: Roma'nin kendisi. Butun bu kisa filmler Roma'da farkli donemlerden kesitler sunuyor. Bazen kilisede, bazen bir sokakta, bazen kerhanede gecen bu kisa filmleri izlerken Roma'nin hem ne kadar yasli hem de ne kadar genc bir sehir oldugunu dusunuyor insan. 

Bu kisa filmler arasindaki Roma'nin kendisinden baska diger bir ortak yan da, her donemde eglencesine duskun insanlarin, isyan eden insanlarin ve otoriteyi savunan insanlarin varligi. Roma'nin trafigiyle baslayan 40'larin Roma'sindan kesitler sunarken fasizme karsi eylem yapan insanlarla, filmin sonunda yine Roma sokaklarini gosterirken otoriteye karsi direnen 68 kusagi eylemcileri insanlik tarihinde isyanin degismeyen niteligini dogruluyor. Askerlerin 68 kusagi eylemcilerine saldirdigi goruntulerde, izleycilerden birinin "bunlar suclulari sucsuzlardan korumak icin varlar" demesi otoritenin aslinda kimi korudugunu ozetliyor. Butun bunlar yasanirken, Roma'nin bir meydaninda sadece yemek yiyip, sarki soyleyen insanlar da otoritenin belki de en sevdigi tip de insanlardir.




Saturday, October 8, 2011

Hanımların Dikkatine



Yazar : Seray Şahiner
Tür: Öykü
Yil : 2011

Dünyanın öbür ucundan beni ziyarete gelen çok yakın arkadaşımla uzun bir kucaklaşmadan sonra hemen biralarımızı açıp hayatımızdaki ve tabii ki dünyadaki son gelişmelerden bahsetmeye koyulmuştuk.  Arkasından hemen bana Türkiye’den getirdiği kitapları çıkarmaya başladı. Aralarında bilmediğim yeni dönem yazarların da oldugu kitaplar. Kitaplardan genç kadın yazar Seray Şahiner’in “Hanımların Dikkatine” kitabını da yolda okuduğunu soyleyip elime tutuşturdu.

Yirmi küsür saatlik yolculuktan ve o kadar uzunca süren muhabbetimizden sonra banyoyu gördüğünde ilk tepkisi kapak kapatma alışkanlığım olmadığıydı. Tamam cok yakın arkadaşız ama böyle bir tepkiye de şaşırmıştım. Acaba kapakları kapatmayı unutmak ya da boşvermek cok vahim bir durum muydu yoksa arkadaşım benim yokluğumda aşırı titiz bir insana mı dönüşmüştü? 

Dolu dolu geçen bir haftanın ardından arkadaşımı yolcu ediyorum. Bana bıraktığı kitaplardan Hanımların Dikkatine’yi okumaya koyuluyorum. Bitmek bilmeyen bir Cumartesi günü birbiriyle bir şekilde bağlantıları olan kadınların hikayelerine kaptırıyorum kendimi. Aslinda herbiri her kadının sıradan yaşadığı hayat sayılabilecek hikayelerin etkileyiciliği belki tam da burada yatıyor. Belki gelir diye hazırlanan yemek masaları, belki arar diye meşgul edilmemeye çalışılan telefonlar, belki sevişiriz diye alınan geciktirici haplar ve kaş, bıyık, bikini bölgesi… Hangi kadın için bu saydıklarımdan en az birkaç tanesi hayatın sıradanlıklarından değil ki?

Ayni evde yaşayan, eğitim düzeyi gayet yüksek, farklı karakterlere sahip üç kadının en büyük ortak yanı hayatlarının merkezinde bir türlü tam olarak elde edilemeyen erkeklerin varolmasıdır.  Karakterlerden “gurur”u bir kenara bırakmış olan Sibel, başkasıyla beraber olduğunu bildiği halde bir adamin hayatında yer edinmeye calışır. Küçük de olsa gelebilme ihtimali olan bir adam için evde mıntaka temizliği yapılır, rakı sofrası hazırlanır, kitaplıkta onun seveceği kitaplar göz hizzasına getirilir. Adam geleceği saati söylememiştir, telefonlara da cevap vermemektedir ama kesin vardır bir sebebi, gelecektir elbette. Hem Sibel’den etkilenmemiş olsa ilk gece de sevişir miydi? Bir dakika, yoksa yanlış mı yapmıştı ilk gece sevişmekle? Ama yok canım, insan duygularına göre hareket etmeliydi değil mi?  Saatler geçerken, rakı sofrasındaki buzlar erimeye başlar, mesajlarına ve cağrılarına cevap alamayan Sibel’in gözyaşları buzların erimesine eşlik eder. O anda kapı çalar, “geldi işte, biliyordum geleceğini!” derken kapida  Nergis belirir. “Belki müsait değilsinizdir diye anahtarla girmek istemedim” der Nergis.

Iste burada arkadaşımın neden kapak olayına taktığını anlıyorum. Banyoda Sibel’in losyonların kapaklarını  her seferinde açık bıraktığını gören Nergis içinden “bu kız da kapaklari kapatmayı bir türlü öğrenemedi” diye geçirir. Sibel’e göre daha “ağırbaşlı” ve “dengeli” olan Nergis’in de günü çok iyi geçmemiştir. Beraber konsere gitmeyi planladığı adamla buluşmadan önce kuaförde bütün gününü harcamış, yaptırdığı ağdanın yapışıklığı henüz hala geçmemiş, bir de belki sevişiriz diye aldığı hem adet geciktirici hem de doğum kontrol haplarıyla hormonları darmaduman olmuştur. Bir de butun bunların üstüne konsatrasyonunu bozmak istemeyen adam tarafından ekilmesi tuz biber olmuştur.

Erkekler tarafından ekilmis olan iki kadin birer kadeh şarap çıkartıp hem birbirlerini dinlerler hem kendilerini birbirleriyle kıyaslarlar. Derken hayatını başka bir adam yüzünden dağıtmış, Londra’lara kadar kaçmış olan arkadaşları Elif gelir. Üç kadın erkeklerin hayatlarında bu kadar önemli olmamasi gerektiği sonucuna varıp bundan sonra işlerine, kariyerlerine odaklanma kararı alırlar. O sırada birinin telefonuna gelen mesajla hepsinin yüreği zıplar ve kararın geçerliliği birkaç dakika bile sürmez.