Labels

Wednesday, March 21, 2012

Korkulur mu hiç sevmekten?

Korkmayacaksın sevmekten!
Bir savaşa girer gibi
Ama haklı bir savaşa girer gibi
Dövüşeceksin!

Yenileceğini bilsen de
Yılmayacaksın!
Çünkü sen haklısın
Çünkü sevda için dövüşmesi her şeyden güzel,
her şeyden erdemli,
ve her şeyden masum…

Tıpkı yeraltındaki parıl parıl elmas gibi,
Tıpkı çamurun içindeki Radyum cevheri gibi
Değerlidir sevda,
Ama yeraltına inmeden bulamazsın elması,
Elini çamurlatmadan çıkaramazsın cevheri.

O zaman seveceksin arkadaş!
Ne olursa olsun seveceksin,
Yılmayacaksın,
Gerekirse kaybedeceksin
Ama savaşarak kaybettim diyebileceksin…

Ocak 2008

Sunday, March 18, 2012

If...


Yonetmen : Lindsay Anderson
Oyuncular : Malcolm McDowell, Richard Warwick, Christine Noonan, David Wood, Robert Swann, Peter Jeffrey
Yil : 1968
Sure : 111 dakika

1968’de Ingiltere’de sadece erkek ogrencilerin okudugu ve kurallarin cok kati oldugu yatili ozel bir okulda Travis (Malcolm McDowell) ve arkadaslarinin yonetime karsi isyanina sahit oluyoruz. Malcolm McDowell’in ilk kez kamera karsina ciktigi film kullandigi siddet iceren sozlerden oturu zamaninda cok elestiri aldiysa da 1969’da Cannes’da Grand Prix odulune layik bulunmustur. Okulun tum baskici yapisina kari kendilerine ozel biro da kuran 3 arkadas, bu ozgurlugu butun okula yaymaya calisirlar fakat karsilarinda yine otoriter yonetimi bulurlar. Bunun uzerine okulu ziyarete gelen onemli misafirlere, okul yonetmine ve velilere silahli bir surpriz hazirlarlar.

Friday, March 16, 2012

A Clockwork Orange


Yonetmen : Stanley Kubrick
Goruntu: John Alcott, Muzik: Walter Carlos
Oyuncular: Malcolm McDowell, Micheal Bates, Adrienne Corri, Patrick Magee, Warren Clarke, James marcus, Michael Gower, Michael Tarn, Paul Farrell, Mirriam Carlin
Sure: 136 dk

A clockwork orange filmi, sinemanin bireysel ve toplumsal siddete degindigi baslica filmlerden biridir. Insancil duygulardan uzak olan filmde, kurbanlar bir anda siddet uygulayan canilere ve caniler de birer kuzuya donuserek seyircinin akli ve midesi allak bullak olur. Ilk olarak If filminde tanidigimiz Malcolm McDowell’in canlandirdigi Alex, cete arkadaslari ile birlikte bir kadina kocasinin gozleri onunde tecavuz ederler, kedilerle yasayan bir kadini vahsice oldururler. Bunun uzerine Alex hapise girer fakat cezaevinde de devlet siddeti kendini gosterir. Bu ortamdan kacmak icin, suclulari tedavi yontemiyle “iyi” insanlar haline getiren bir programda kobay olmayi kabul eder. Bu surecte Alex’e Beethoven’in 9. Senfonisi esliginde Hitler’in vahsetini gosteren filmler gosterilir. Buradan Beethoven’in bile fasist dusunceleri tetiklediigni mi cikarmak gerekir bilemiyorum. Fakat Alex, cok sevdigi Beethoven’in Hitler ile ayni karede calmasindan cok rahatsiz olur. Psikolojik sagligi bu “tedavi” ile iyice bozulan Alex hapisten cikar. Fakat, disarida da siddet devam etmektedir. Kendisinin zamaninda siddet uyguladigi insanlar simdi kendisine karsi vahsilesmislerdir. Siddetin aslinda bireysel degil toplumsal bir problem oldugu ve ancak toplumsal bir bakisla cozulebilecegini bir kez daha hatirliyoruz.

Thursday, March 15, 2012

Blow-Up


Yonetim ve Senaryo : Michelangelo Antonioni
oyuncular : David Hemmings, Vanessa Redgrave, Sarah Miles, Jane Birkin, Verushka, Ronan O'Casey
Yil : 1966
Italyan & Ingiliz ortak yapim

Antonioni ilk lez Italya'nin disina cikarak 60larin Londra'sinda bir film ceker. Tipki L’Avventura’da oldugu gibi Antonioni yine seyirciyi sasirtir. Film, moda fotografcisi olan Thomas’in (David Hemmings) hicbir his ve heyecan hissetmeden herseyin fotografini cekmesiyle baslar. Thomas hayata o kadar ilgisizdir ki, karisi onu yakin bir arkadasiyla aldattiginda bile etkilenmemistir. Hatta ben filmi izlerken baska bir basrol oyuncusu cikacagini bekledim. Antonioni belki de burada burjuva hayatinin hissizligine isaret ediyor. Thomas, birgun parkta yine bir ciftin fotografini ceker. Fotograf cekerken dikkat etmedigi bir detayi negatiflere bakarken farkeder. Fotografta elinde silah olan bir adam da vardir. L’Avventura’da Anna’nin birden kaybolmasi gibi cinayetin gercekten islenip islenmedigini de ogrenemiyoruz. Fakat filmin sonundaki pantomimci genclerin olmayan raket ve toplarla tenis oynadiklari sahne belki de butun Antonioni filmlerinin anahtar sahnesidir. Bu genclere gulumseyerek bakan Thomas, kendisi de olamayan topu eline alarak olmayan toplarla tenis oynanan dunyaya girisini yapar.

Tuesday, March 6, 2012

Pandora'nin Kutusu


Yonetmen : Yesim Ustaoglu
Yil : 2008
Oyuncular : Onur Unsal, Derya Alabora, Tsilla Chelton

Bati Karadeniz'in bir kasabasinda yasayan annelerinin kaybolduguna dair telefon alan uc kardes Istanbul'dan dogup buyudukleri kasabaya dogru yola cikarlar. Bu yolculuk sirasinda kardesler arasindaki gerilimlere ve anneleri ve babalari hakkindaki farkli dusuncelerine sahit oluyoruz. Iste burada Pandora'nin kutusunun yavas yavas acilmaya basladigini farkediyoruz. Hem kardeslerine hem de ogluguna sahip cikmaya calisan Nesrin (Derya Alabora) ormanda bulunan annesine de sahip cikmaya calisir ve onu Istanbul'a goturur. Fakat alzheimer hastasi olan annesi ile ilgilenmesi kolay olmayacaktir. Zaten oglu ve kocasiyla iletisim problemi yasayan Nesrin, gunlerdir eve ugramayan oglu Murat icin de endiselenmektedir. Bu sirada annesine cocuklugundan beri kuskun olan Guzin de yasadigi mutsuz iliskiden baska birsey dusunememektedir. Annesine bakmaya soz verdigi birgun sevgilisinin bulusma teklifi uzerine annesini herkese gore sefil hayati yasayan Mehmet'e birakir. O sirada dayisi Mehmet'in yaninda kalan Murat yeni tanistigi anneannesini cok sever. Bundan sonra torun ile anneannenin iliskisine sahit oluyoruz. Uc kardes, artik iyice bakimi zorlasan annelerini hastahaneye yatirmaya karar verirler. Murat bundan rahatsiz olur ve birgun hastahaneye gidip anneannesini alir ve koye gotururur. Artik herseyi unutmaya basladigini farkeden anneanne hala hatirladiklarini da unutmadan dag cikip yokolmak ister. Basta buna izin vermeyen Murat sonunda buna saygi duyar ve hayatinda ilk defa hedefini yerine getiren bir insana sahitlik eder.