Labels

Thursday, October 11, 2012

Kuyucakli Yusuf

Yazar: Sabahattin Ali
Yil: 1937

Mesrutiyetin ilanindan sonra Edremit'te gecen roman bir yetimin ve memur ailesinin hikayesini anlatir. Kaymakam olan Selahattin Bey annesi ve babasi eskiyalar tarafindan katledilmis olan Yusuf'un evine gider. Henuz daha dokuz yasinda olan Yusuf'un soguk kanli metanetinden oldukca etkilenir ve onu yaninda goturur. Evin hanimi Sahinde bu durumdan hic hoslanmayacaktir ve bunu her firsatta dile getirecektir. Evin kucuk kizi Muazzez ise Yusuf'la cok iyi anlasacak ve ondan hic ayrilmayacaktir.

Donemin tasra insaninin safliklarini, degerlerini ve toplumsal iliskilerini cok guzel bir dille anlatan Sabahattin Ali, toplum ve duzendeki hiyerarsik iliskilere de gonderme yapar. Parayla adaletin, sevginin satin alindigi bir duzende Yusuf gibi saf ve durust insanlarin barinabilmesi kolay degildir. Aynen Sabahattin Ali'nin "Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer?...Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi? " sozlerinde isyan ettigi gibi.

Fabrikator  Hilmi Bey karakteri tam da bu tarz insanlara ornektir. Devletin bile soz geciremedigi bu sahsiyet ve aylak oglu Sakir ile Yusuf'un bir roman boyu ugrasmasi gerekecektir. Ailenin diger fertleri Selahattin Bey ve Muazzez de bundan nasiplerini alacaklardir. Hilmi Beylerin islerini encok kolaylastiracak olan da Sahinde olur. Delikanli tarzindan ve dogru bildiklerini yapmaktan ne olursa olsun taviz vermeyen Yusuf duzendeki bu sutu bozuklarla mucadelede asla geri adim atmaz.

Romanin kotu karakterleri sadece Hilmi Beyler ve Sahinde degil elbette. Bir cinayeti gordukleri halde gormedigini soyleyenler, dedikodu yapmak icin toplanan kadinlar, rutbesini kotu niyetle kullanan savcilar, jandarmalar, kaymakamlar duzenin curumuslugunu tekrar tekrar hatirlatiyorlar. Butun bu curumusluge ragmen inanilmaz bir ask hikayesine de tanik oluyoruz. Kelimelerin cok bir anlam ifade etmedigi, sadece beraber olmanin mutlu olmaya yettigi, artik gunumuzde yok boyleleri denilen turde bir ask hikayesi. Yusuf'un tabiriyle onu hayata baglayan tek sebep olan bir ask.

Duzene dair elestirilerden birisi de kadin erkek iliskileridir. Kadinlarin daha kucuk yasta munasib bir koca bulmak icin suslendirilip puslendirilerek gezdirilmesinini su sozlerle elestirir: "Kapalı büyüyen ve bu şekilde bütün tabii arzu ve ihtiyaçlarını içinde hapsetmeye mecbur olan genç kız, gayet tabii olarak sinirli ve manen bozuk bir mahlûktu. Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde ne anasının, ne babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemiştir. Onlar işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar, sonra yağlı bir müşteriye okutmuşlardı. Kız yetiştirmekten de gaye bu değil miydi?" Toplumun evlilige bakisini da musterek bir hayat kurmaktan ziyade erkek ve kadinin gunluk ihtiyaclarinin karsilanmasi olarak ozetlemistir.

Kitabi okurken insan ister istemez Sabahattin Ali'nin hayatindan da birseyler yakalamaya calisiyor. Kirk alti yasinda hayata feda eden kaymakam icin genc yasta oldu diye dusunen yazarin kendisinin kirk bir yasinda feci bir sekilde katledilmesi huzunlu bir ironi olusturuyor. Ayrica kaymakamin kizina olan duskunlugunde sanki Sabhattin Ali'nin kizi Filiz Ali'ye duskunlugunu goruyoruz. Babasi oldugunde buna bir turlu inanamayan Muazzez babasinin birgun kapiyi calip gelecegine inanir. Tipki Filiz Ali'nin de babasinin oldugune bir turlu inanamis olmasi gibi. 

Romanlarini okuduktan sonra keske bu kadar erken yasta olmeseydi, keske daha cok eser biraksaydi diye isyan etmemek elde degil.

Sunday, October 7, 2012

ÇÖPLÜĞÜN GENERALİ



Yazar : Oya Baydar
Yil : 2009

2012'nin Ekim ayinin baslarinda, tam da ulkede savas cigliklari atilirken, Suriye ile savas gundemdeyken, nereye kac bomba atildigi konusulurken Oya Baydar'in sadece 3 sene once yayinladigi bu kitabi okumak daha da anlamli oldu benim icin. Zaten bize cok da uzak olmayan hayali bir ulkede gecen roman, bu sartlarda okundugunda normalde olabileceginden daha da sarsici olabiliyor. Kitapta birbirlerinden farkli gozuken ama aslinda akibetleri cok da farkli olmayacak olan insanlarin hikayelerini dinliyoruz. Ogretmeninden generaline, yazarindan bilim insanina, sairinden temizlik iscisine kadar herkesin bu hayali ulkedeki mantik ve insanlik disi uygulamalardan nasil da aci bir sekilde etkilendiklerini goruyoruz. Bu hikayeler arasindaki en buyuk ortak nokta ise ulkenin her yerinden fiskiran cesetler ve bombalar. En trajik olan da butun bunlarin yonetimdeki tek bir merkez tarafindan planlaniyor olmasi. Herkesin agzinda da hep ayni laf vardir: "Birgun buralar patlayacak, yok olacak". Gercekten de oyle olacaktir fakat bunu ne tarih yazacak ne de kimse hatirlayacaktir. Insanlik kendi hazinesini yok edecek olan virusu kendi elleriyle yaratmistir, 3M virusu (3 Maymun): Gormedim, duymadim, bilmiyorum...

Kitabin ikinci yarisinda, hayali ulkenin geleceginde unutma uzerine arastirma yapan bir profesorun bir sekilde tarihteki kopuklugu farketmesi uzerine iki arkadasi ile beraber ciktigi yolculuga tanik oluyoruz. Yapilan butun arastirmalardan sonra tarihin gercek kanitinin tek bir insanin elinde oldugu ortaya cikiyor: bu kisi Coplugun Generali olarak bilinen cocuk suratli, dilsiz, tek bacagi kopuk ve uzerinde eskimis kaput bulunan beyaz sacli ihtiyardir. Bu tarihi kanit nasil bu beyaz sacli cocugun eline gecmistir sorusunun yanitini ise romanin sonunda alabileceksiniz.

Toplumsal bellegi hicbir zaman iyi olmamis halkimizi unutma ve uc maymunu oynama uzerine dusundurtecek zarif bir dille yazilmis bu roman belki de gelecek nesiller icin guzel bir hediye olacaktir.