Labels

Saturday, June 18, 2011

Deep Mountain



Yazar : Ece Temelkuran
Turkce : Agri'nin Derinligi
Yil : 2008

Ermeni diasporasinin yogun oldugu Los Angeles'ta yasayan bir Turkiye vatandasi olarak Ermeni halkinin neler dusundugunu ve hissetiklerini merak ediyordum. Belgelerden ve siyasetten ayri olarak, bu insanlarin hikayelerini dinlemek, beraber aglayip gulmek istiyordum. Hrant Dink'in katlinin yil donumlerinde yanlarinda olmak, Hrant'i beraber anmak istedim. Bu isteklerimi gerceklestirememin buyuk kismi benim cesaretsilizgim olsa da bir kismi da Ermeni halkinin bir kisminda Turklere karsi olusmus olan onyargilardi. Onlarin onyargili olduguna dair olan onyargilarim da zaten varolan setleri daha da arttirdi.

En azindan kendimde olan onyargilarimi ve cesaretsizligimi kirmak ve Ermeni halkina bir adim olsun yaklasabilmek icin Ece Temelkuran'in kitabini okumaya karar verdim. Cok da dogru bir karar vermis oldugumu kitabin her sayfasinda tekrar anladim. Ingilizcesini okumamin sebebi ise bu meseleyi Ingiilzce konusabilmek ve tartisabilmek icin kendimi hazirlama geregiydi.

Kitapta Temelkuran, Ermenistan, Fransa ve Ermenistan'da yasayan Ermeni halkini dinliyor. Evet, sadece dinliyor, sordugu birkac soru disinda fazla konusmuyor. Cunku, biliyor ki dialogun kurulabilmesi icin once birbirimizi dinlememiz lazim. Onlarin hikayelerini dinledikce Turklerle aralarinda analojiler kuruyor. Halklara dusman olan bireylerinin yetismesinin her toplumda benzer bir surec oldugunu anlatiyor. Ermeni bir cocugun Turkleri canavar sanmasi ile kendisinin cocukken Yunan'i denize dokulen bir icecek sanmasinin benzerligine isaret ediyor.

Bu kitabi okuduktan sonra Agri Dag'i artik sadece bir yukseklik degil ayni zamanda derinlik oldugunu hatirlayacaksiniz. Zaten kitaba bu ismin verilmesinin sebebi de burada yatiyor. Artik Agri Dag'i Turkiye'nin en yuksek dagi degil, yasanmamis hayatlari derinliginde saklayan bir dag olacaktir sizin icin. Okuduktan sonra Hrant Dink'in ne kadar onurlu ve zor bir gorev ustlendigini ve bunun bedelini hayatiyla odedigini dusundukce ona sayginiz ve sevginiz katlanacak.

Kitabin dili tam bir Ece Temelkuran dili desem anlasilir herhalde. Icten, yalin, duygulu, humanist.

Butun Ermeni ve Turklerin kesinlikle okumasi gereken bir kitap. En yakin ama en uzak komsumuzu dinlemek ve anlamak hepimizin gorevi olmali.



Solculuk ve Matematik

Simdi ne alakasi var diyeceksiniz. Belki de iki kavramin da insan yuregi ve akliyla iliskisi demek daha dogru olurdu...
Matematik disiplinli bir dusunme sanati olarak, kimilerinin korkulu ruyasi, kimilerinin ise en sevdigi alan olmustur. Ortasini bulmak gercekten cok zordur. Matematik uzerine dusunmenin hazzina varan birisi, asla yetinmez ve hep daha fazlasini ister. Bir teoremi mi hesapladiniz, onun baska teoremlerle iliskisi ve ispatini dusunmeden yapamazsiniz. Diger problemlerin aksine, matematik problemlerinizi hep yaninizda tasirsiniz. Ama ondan birkez korktunuz mu, bir daha yanina yaklasmak istemezsiniz. Hatta bu oyle bir noktaya varir ki, paranin ustunu hesaplamaya ya da saymaya bile zahmet edemeyecek hale gelirsiniz. Cunku o matematiksel islemdir, ve tabiatiyla zordur, sizi asar.
Matematik hem en sayisal blim olup hem de sozel bilimlerle en yakin iliskide olmasiyla da enteresandir. Filozof birisinin muhendis, doktor, ya da fizikci oldugunu gordunuz mu? Ama pekcok filozof matematikcidir de ayni zaman da, tersi de mumkundur.  Ilk duyuldugunda kulaga enteresan gelse de, aslinda cok dogal bir sonuctur bu. Cunku, insan birkez disiplinli dusunmeyi ogrenince hayata dair soyut problemler uzerine de kafa yormaya baslar.
Gelelim solculuga. Daha cok kucukken ailem elime tutusturmustu Gorki'nin Ana'sini, Jack London'in Bitmeyen Kavga'sini ve tabii ki Erdal Oz'un Gulunun Soldugu Aksami'ni. O zamandan beri ne zaman dunyanin obur ucunda, hic tanimadigim biryerlerde haksizlik olsa yuregim sizlar ve ne yapmak gerektigini dusunurum. Butun solcularin motivasyonu tam da burada baslar. Baska insanlar icin daha guzel bir dunya dusu. Artik gonlunuze bu ates birkez dusmusse, solcu olmamaniz cok zordur. Ozellikle ulkemizde yaygin olan, kendinden daha kotu durumda olan bir insana bakip sukretme mantiginin tamamen zitti olan bir mantiktir bu. Onun icin de hep iktidardakilerin korktugu bir mantiktir. Cunku sizi satin alamazlar, cunku siz varoldugunuz surece halki uyutmanin kolay olmayacaginin farkindadirlar.
Her iki kavramin enternasyonal yanini da unutmamak gerekir. Dunyanin herhangi ulkesinden iki matematikci, ayni dili bilmeseler bile matematik dili ile konusarak anlasabilirler. Ayni sekilde, iki yabanci solcu, ayni dli konusmasalar bile ayni eylemde omuz omuza yuruyebilirler.
Tipki matematigi hic sevmeyen nefret eden bir kitlenin varolmasi gibi, sol'dan her zaman nefret edenler de azimsanmayacak kadar fazladir. Yani, ikisini de ya seversiniz ya da ikisinden de nefret edersiniz, ortasi yoktur bunun. Ortanin Solu gibi kavramalarinin sagin vitrininden baska birsey olmadigini belirterek gecmek istiyorum.
Matematikcilerin gozardi edemeyecekleri kuramlar vardir. Ispat ya da cozumlerinin bu kurumlarla uyumlu olmasi zorunludur. Bazen bu yuzden diger disiplinler tarafindan gercek hayattan kopuk olmakla suclanirlar. Onlarin bulgulari hostur guzeldir ama hayata uygulanabilir degildirler. Ayni sekilde, solcularin da ilkeleri vardir. Mesela, emperyalist bir savasa her sekilde karsidirlar, herhangi bir kimligin ezilmesine karsidirlar, vs. Bu yuzden de sekter olarak suclanirlar ve fikirlerinin gercek hayata uygulanamayacagi elestirisine maruz kalirlar. Sebep basittir- insanoglu bencildir, baskalarini dusunmez. Hem matematikci hem de solcularin yeni girdikleri bazi ortamlarda turunun son ornegi muamelesi gormeleri de bu sekilde aciklanabilir.
Matematik dusunmek ne kadar haz verici ve eglenceli olsa da bir o kadar da zordur. Emek ister. Solcu olmak da boyledir iste. Etraftan gelen her turlu saldiriya karsi, hala solcu oldugunu soyleyebilmek, hala fikirlerini savunmak da bir o kadar zordur. Her ikisinin de onceliginde kapitalist toplumlarin en buyuk motivasyonu olan paranin hic yeri yoktur. Matematikci olmak da Solcu olmak da seni bes parasiz birakabilir ama umurunda olmaz cunku senin degerlerin baskadir ve tam da bu yuzden satin alinamazsin.

The Piano



Yonetmen: Jane Campion
Oyuncular : Holly Hunter, Harvey Keitel, Sam Neill
1993 yapimi, 121dk
Bir kadinin duygularini anlamaniz icin onunla konusmaniz sart degildir. O, yasadigi sevgiyi, aciyi size bir sekilde hissettirecektir. Iste  bu filmde, Holly Hunter'in oynadigi karakterde (Ana McGrath) tam da bunu goruyoruz. Sizi duygusal acidan bir oyana bir bu yana savuran filmde Ana'nin bir cift gozudur sadece konusan. Bir kadinin icine sevda atesi dustugunde bununla nasil yandigini, nelerden vazgecebilecegini gorduk bu filmde. Sevgisiz kalan kadinin da mutsuzlugunu ve huznunu yasadik. Hikaye Yeni Zenlanda'ya gelin giden konusamayan (belki de konusmak istemeyen) guzel bir kadinin hikayesi. Yaninda da en cok sevdigi iki seyi goturuyor. Kizi ve pianosu. Onun vucut dilini kizindan baska kimse anlamiyor. Genel olarak kasvetli gecen filmde belki de tek eglence unsuru kizinin kendi kendine oynadigi oyunlar, soyledigi sarkilardir. Erkek egemen bir toplumda, yerlilerle beyazlarin bir arada yasadigi, medeniyetten uzak bir adada kadinin hem ezilmisligini hem de gucunu goruyoruz.
Filmin sonunda psikolojik acidan darma duman olmamaniz icin gerekli tedbirleri (passiflora ya da bir kadeh icki olabilir) aldiginizdan emin olun derim.

Tarihin Çöplüğü

Bir ulke dusunun, secime hazirlaniyor. Demokratik bir ulkede olmasi gerektigi gibi herkes sandiga gidecek ve tercihini yapacak. Festival havasinda bir secim umit ediliyor.
Bir sabah uyaniyorlar ve bir bakiyorlar, basilmamis bir kitabin yazari tutuklaniyor. "Vardir bir sebebi, ates olmayan yerden duman cikmaz" deniyor. Daha sonra bir internet gazetesine baskin duzenleniyor. "Zaten orduya cok yakinlardi, iyi oldu" deniyor. Hem ulkenin basbakani da demis ya: "Onlar, dusuncelerinden oturu tutuklanmadilar."
Baska bir sabah, ulkenin genclerinin gelecegini tayin eden sinavda sifre, yolsuzluk iddialari ile uyaniyorlar. Ilk aciklama hukumet yanlisi gazeteden "Bunlar secim oyunlari, oyle birsey yok." Daha sonra cumhurbaskani "Ben tatmin oldum" diyor. Normal bir ulkede istifa etmesi gereken kurumun basindaki sahsiyet aynen yerinde duruyor ve olayi basbakandan aldigi kucuk bir fircayla atlatiyor. Bu olayin uzerine giden bir gazeteci de basbakandan tabiri caizse agzinin payini aliyor.
Derken, bir partinin yontecilerinin onemli bir bolumu kaset skandallariyla istifa ediyor. "Yani ozel hayata saygiliyiz tabii ama onlar da evli evli neler yapmislar oyle" deniyor. Basbakan da onlardan farkli dusunmuyor: "Bu ozel hayat degil genel hayattir!" diyor.
Tam secime az kaldi derken, ulkenin onemli bir etnik unsurunun temsilcisi olan partinin adaylarinin secim kurulu tarafindan secime girmeleri engelleniyor. "Canim YSK ozgur bir kurum, hem o adaylar zaten teror orgutuyle baglantili" deniyor. Bunun uzerine olaylar cikiyor ve bir Kurt genci hayatini kaybediyor.
Artik son iki haftaya girmek uzereyiz, su secimler bitsede kurtulsak derken Hopa'da Basbakan'i ve icraatlarini demokratik sekilde protesto eden insanlara polis gaz sikiyor ve bir emekli ogretmen hayatini kaybediyor. Tepkiler ise oncekilerden farksiz: "Ama o da basbakana tas atmis, hem zaten kendisi kalp krizinden olmus" deniyor. O sirada kendisine atilan tastan dolayi yere dustugu iddia edilen ve bu konuda hic bir kanit bulunmayan bir polis, kahraman ilan ediliyor. Basbakan "Servet'ime acil sifalar diliyorum, olen kisinin uzerinde bile durmak istemiyorum" diyor. Bazi iyi niyetli gazeteciler basbakani bu konuda daha yumusak olmasi icin uyarida bulunuyorlar ama nafile, basbakan insan olmayi unutmustur.
Tamam artik bundan sonra herhalde birsey olmaz, secimi sag salim yapariz derken, Hopa'da yasananlari protesto ederken polis tarafindan kalca kemigi kirilan bir kiz icin basbakan : "Kadin midir kiz midir bilmiyorum" diyebiliyor. Artik bu laftan basbakanin destekleyenlerin bile yuzleri kizarirken, yaraticiliklarini kullanarak duzeltiyorlar : "kiz evlenmemis, kadin da evlenmis demek, ne kadar kotu niyetlisiniz" deniyor.
Artik ruh sagligi iyice bozulmus olan halk, su secimlerden kurtulacagi gunu iple cekmeye basliyor. Yoruluyorlar tabii padisahlarinin yanlislarini, yalanlarini duzeltmekten. Onlar da artik yalan soylemeye basliyorlar: "Ulkemizin ekonomisi cok iyi gidiyor, basbakan bizi cok iyi temsil ediyor, su endama baksana Obama bile yaninda kisacik kalmis" diyorlar. Ama bu dediklerine artik kendileri bile inanmiyorlar. Ve biliyorlar ki, eger basbakan bir donem daha secilmezse yalanlari ortaya cikacak ve tarih onlari yargilayacak. O yuzden, iyice arsizlasiyorlar, hircinlasiyorlar.
Bir zamanlar hep gucsuzun ama haklinin yaninda olan halkin icinde "padisahim cok yasa" naralari atilirken, diger taraftan insanligini yitirmemis onurlu insanlar ulkenin en karanlik donemlerinden birinde ulkenin umudu oluyor. Hopa'da hayatini yitiren emekli ogretmen Metin Lokumcu icin tek yumruk olunuyor. Padisahin yalanlarini hic korkmadan cekinmeden desifre ediyorlar. Padisah'in medyasina, yandaslarina ragmen bu insanlar kapi kapi dolasip insanlara onurlu olmayi, dogru olmayi anlatiyorlar. Bikmadan, yorulmadan. Sayilari ne olursa olsun, kendileri insanligin aydinlik sayfalarindan yerlerini alacaklar. "Padisahim cok yasa" diyenler de tarihin coplugunde hakettikleri yeri bulacaklar.