Labels

Friday, September 13, 2013

Hayatı Kaçırırken

Bugünlerde sevdiklerinden uzakta yaşamanın önceden çok da farkında olmadığım kötü yanının farkettim. Günlük hayatta çok da önemli gibi gözükmeyen ama hayatın tatlı yanlarını oluşturan küçük hikayeleri anlatacak kimse bulamadığından kendin de unutup gidiyorsun. Sevdiklerinle olsa belki katıla katıla gülerek ya da duygulanarak anlatacağın olaylar hafızandan uçup gidiyor.

Mesela metroda karşılaştığın evsize ister istemez mesafeli davranmaya çalışırken onun bir şekilde sana yaklaşıp memleketin hakkında kültür dersi vermesini kimseye anlatamıyorsun. Halbuki sevdıklerinle olsan bunu anlatır üstüne de bir ton felsefik çıkarımlar yaparsın. Ya da mesela araban çalışmadığı vakit "satsam mı acaba bunu ama kim alacak" diye düşünürken pencereye sıkıştırılmış "arabanızı almak istiyorum beni şu numaradan arayabilirsiniz" yazısı sizi sadece saniyelik gülümsetiyor ama sonra yine uçup gidiyor aklınızdan. Memleketimde anlatsam herhalde tasavvufun dibine vururuz. Ya da mesela gecenin bir vakti insanlara otobüsün yolunu sorarken birilerinin seni arabasıyla evine bırakması anlık konfordan öteye geçemiyor. Oysa bunun üzerine memleketim insanı aslında insanların o kadar da kötü olmadığını anlatır sana uzun uzun. İçine insanlara güvenmenin huzur dolar. Ya da mesela yolculukta gözlüğünü kaybettiğinde bulmak için sana yardım eden insanın gözünde bulabilirsin gözlüğünü. Hem iki kişinin de bunu farketmemesine hem de iki kişinin gözlük numaralarının tam tamına uymasına bütün yolcular sana bakarken katıla katıla gülersin ama sadece o kadar. Sonra bunu da anlatamadığın için unutursun.

Uzakta olmanın en kötü yanı bu şekilde hayatı kaçırmak bence. Ne kültür farkı, ne yemek farkı ne de dil farkı bu zorlukla yarışabilir. Anlıyorsun ki ne para ne kariyer hayatı kaçırmaya değer ama napacan artık kaçan kaçmış bir kere...