İnsanlık olarak çok küçük şeylere çok büyük önemler atfetmeyi nedense cok iyi beceriyoruz. Halbuki hayatta çok daha büyük olup, örneğin küresel ısınma, susuzluk, açlık, savaşlar ve enerji problemi vs, küçük gösterilen onca şey varken. Mesela para diye birşey icat etmişiz ve insanlara verdiğimiz değeri onunla ölçüyoruz ve hayatımızın üçte birini onu kazanmak için harcıyoruz. Ben açıkcası hayatını daha az para kazanıp sevdiği işi yaparak geçirenlere daha çok özenirim. Ya da evlilik diye birşey icaat etmişiz, iki insan arasındaki cinsel ilişkiyi bir imzaya bağlıyoruz. İmzadan önce aynı yatakta yatamazsın ama imzayı attın mı ömür boyu katlanacaksın. Bu da iki kişinin iki farkli cins olması koşuluyla elbette. Hoş bence bu durum eşcinsellerin işine yarayan bir durum, ne güzel evlilik gibi bir resmiyete ihtiyaç duymadan cinselliklerini yaşayabiliyorlar. Ben eşcinsel olsam evlilik konusundaki “eşitliği” hiç gündeme getirmezdim ama herkesin kendi tercihi tabii.
Karşı cinsler arasındaki evliliğin temel şartlarından birisi de elbette kariyerlerin uyuşması. Yani kadın mühendis erkek apartman kapıcısı olamaz ya da tersi. Önce kariyerler uysun sonra iki tarafın aileleri aynı ırk, din, mezhep ve sosyoekonomik statüden olsun. Sevgi mevgi olayını boşver. Hem zaten zamanla seversin. Nikahta keramet vardır ya. Hele bir de o evlilik gecesi gelinle damadın beraber geçireceği “ilk” olduğu düşünülen gece yok mu. O geceye kadar özenle sakınılan isteklerin bir gecede oluvermesinin beklenmesi… Bu eziyeti toplum kendi kendine neden yapar, nasıl bir açıklaması vardır anlamak mümkün değil. Diğer memelilerin yerinde olsam insan denen türle baya dalga (annem babamın okuyacağını bilmesem burada t ile başlayan k ile biten sözcüğü kullanırdım ama onları üzmek istemem) geçerim. Belki de geçiyorlardır, kim bilir.
Toplumu evliliğe ikna ettikten sonra bir de ona uygun yaşaman gerekir. Özellikle kadınsan örneğin, artık evli bir kadın gibi yaşamak zorundasın. Ne demekse o? Artık sosyal ortamlarda bekar ve karşı cinsten biriyle arkadaşlık kurmayı bırak bir dialogta bulunmak sana ayıp olur. Mümkünse evli ve kendi cinsinden insanlarla takıl ama çok da abartma, herşeyini paylaşma, yüzeysel ol.
İş evlilikle bitse iyi tabii. Bir de bundan sonra o toplum denen canavar senden çocuk isteyecektir. Erken yapsan, evlenmeden önce cinsel ilişki yaşamaya başladığına dair şüpheleri toplayabilirsin. Ne olacaksa? Geç yaparsan da muhtemelen sağlık sorunun vardır. Toplum canavarı sana azılı dişiyle değil ağlayan köpek bakışıyla bakmaya başlar. Tam ortada bir zamanda yaparsanız da çocuğun kaşında gözünde kusur bulunacaktır ama bu yine de en “hasarsız” yoldur bu.
Bundan sonra toplum canavarı size olan ilgisini kaybeder. Hem evlisiniz hem de eli ayağı düzgün, üzerine yorum yapmaya değmeyecek bir çocuğunuz vardır. Dikkatini daha “eğlenceli” çiftlere ya da bekarlara yoneltir. Taktığı bekarlarin çoğu 30 yaşını geçmiş kadınlar olur. Hayatlarını kariyer kariyer diye “tüketmiş”, ya da “armudun sapı üzümün çöpü” demiş kadınlar… Bu kendi halinde yaşayan, kendi iç dünyalarında mutlu kadınlara da depresyon virüsünü bulaştırdıktan sonra boşanma kararını vermiş çiftere ya da teklere, çünkü boşanma her zaman çift taraflı olmuyor, yönelir.
Boşanmak evlenmek kadar doğal olsa da karar vermesi cok daha zor bir süreçtir. Çünkü bu süreçte toplum canavarı evlenmiş çiftlere olduğundan çok daha arsızlaşır. Evlenme kararına herkes yapmacık da olsa sevinç tepkileri gösterse de boşanma sürecinde sahte de olsa aynı mutluluk gösterileri yapılmaz. Toplum canavarı bu karara çok üzüldüğünü söyleyip aslında boşanan insanlara ne kadar acınacak durumda olduklarını hatırlatır. Boşanan çiftler kendi kalp kırıklıklarından ziyade toplumun o acıyan gözlerinden kurtulmak zorundadır artık. Nihayetinde insan hayatının “anlamı” olan birşeyi “başarısızlıkla” sonuçlandırmışlardır. Bundan sonra tekrar evlenmek isteseler bile toplum canavarı “başarısız evliliği” alınlarına bir kara damga olarak vuracaktır. Bir sonraki eşleri hep o başarısız evlilikteki insanla, bir sonraki düğün törenleri eski düğünle hatta belki doğmuş çocukları eskiden olan çocuklarla kıyaslanacaktır.
Bütün bu zorluklarla ömrünün geri kalanında karşılaşmaktansa mutsuz oldugun insanla “belki severim” umuduyla hayatını paylaşmak daha kolay gelir haliyle. Bunun bir aldatmaca olduğunu ise yaşayanlar çok iyi bilir.
Bu yüzden, toplum canavarının bütün baskılarından kendini sıyırıp boşanma gibi cesur bir karar almış çiftlere üzüntünüzü değil kararlarının arkasında olduğunuzu belirtiniz. Hatta alkışlayınız. Onların sizden istedikleri sizi üzgün görmek değil toplum canavarına karşı sizin desteğinizi hissetmektir. Ben bu yüzden boşanma oranının arttığını gördükçe açıkçası pekçok insanın aksine seviniyorum. Çünkü diyorum, bir çift daha mutsuz bir hayat geçirmekten kendini kurtardı ve toplumun kendisinden ne istediğini degil kendisinin hayattan ne istediğini öğrendi.