Yazar: Zulfu Livaneli
Yil: 2011
Zulfu Livaneli’nin son kitabi Serenad isminden de anlasilacagi gibi icerisinde biraz ask biraz huzun barindiran tek solukta okunabilecek bir roman. 2000li yillarin basinda Istanbul Univeritesi’nde halkla iliskiler bolumunde calisan Maya Duran’in agzindan hem Turkiye hem de Dunya yakin tarihine dair unutulmaya yuz tutmus bir cok tarihi gercegi ogrenirken insan hem sasiriyor hem de huzunleniyor. Maya’nin babannesi 1915 olaylarinda ailesini kaybetmis bir Ermeni, anneannesi de once Almanlarla is birligi yapip sonra Ingilizlerce Sovyetlere teslim edilen Mavi Alay’da ailesini kaybetmis bir Kirim Turk’udur. Ikisinin de isimleri zorla degistirilmistir ve ikisi de omur boyu sirlarini gizlemislerdir. Daha bastan Turkiye’nin gizli kalmis, uzeri kapatilmis aci gercegi ile yuzlesen okurun gozlerinin dolmasi isten bile degil. Subay olan milliyetci otoriter abisi Necdet’in babannesinin Ermeni olmasina verdigi tepki ne kadar rahatsiz edici olsa da sadece Ermenilerin acilarini gundeme getiren “entel” insanlara dair yaptigi elestiri de okuru dusunduruyor. Gercekten Ermenilere yapilan haksizliklara ses cikaranlar neden Kirim Turkleri konusunda da ayni duyarliligi gostermiyorlardi? Ayni celiskiyi zaman zaman ben de Hrant Dink ve Ugur Mumcu’yu anarken yasamisimdir. Ayni kitlenin her ikisini birden andigi gormek zordur cunku Ugur Mumcu’yu anarsan ulusalci, Hrank Dink’I anarsan etnik kokenci damgasini yiyebilirsiniz. Neyse kitaba devam edelim.
Maya rektor tarafindan yurt disindan gelen dunyaca unlu Alman kokenli Amerikali bilim insani Maximilian Wagner’i karsilamakla gorevlendirilir. Daha sonra ogrenecektir ki bu kibar, yakisikli, kulturlu insanin Istanbul’a gelisinin gercek sebebi rektorun daveti degildir. Gercek sebep kitaba adini veren acikli bir ask hikayesidir. Hitler doneminde alaninda kendini ispatlamis olan Wagner yahudi bir kiza asik olup evlenir ve ondan sonra yasayacaklari sikintilari tahmin etmek zor degil. Hitler’e dair cok seyler soylendi, yazildi fakat insan boyle bireysel hayat hikayelerini dinlediginde sanki insani daha da etkileniyor. Bu ask hikayesi ile birlikte pekcok tarihi detayi da ogreniyoruz. Mesela, Einstein’in Ataturk’e mektubu, 30larda Turkiye’ye gelen unlu Yahudi bilim adamlari ve kitabin belki de merkezinde sayilabilecek Struma gemisi. Struma Hitler rejiminden kacan Yahudileri yuklu bir usret karsiliginda Romanya’dan Filistin’e goturecektir fakat motoru Istanbul civarinda bozulur. Yolculari ne Turk hukumeti kabul eder ne de Ingiliz hukumeti Filistin’e gitmesine izin verir. Almanya, Rusya, Turkiye, Ingiltere beraberce korkunc bir katliama goz yumacaklardir.
Butun bunlari anlatirken, Maya bir yandan da kendi sikici hayatindaki sorunlarla ugrasmaktadir. Internet basindan kalkmayan Kerem isimli oglu vardir ve kocasindan 8 yil once bosanmistir. Su anda Tarik isimli birisi vardir hayatinda fakat onunla da cok mutlu sayilmaz. Professor Wagner’in kendisi ve yasadiklari hayatina ciddi anlam katacak hatta tamamen yeni bastan bir hayata baslamasina sebep olacaktir.
Kitabin cok akici ve yalin bir dili olmasi kitabin cok kisa zamanda okunmasini sagliyor. Ayrica bir kadin agzindan boyle basarili bir roman yazdigi icin Zulfu Livaneli’yi takdir etmek lazim. Icerisinde bu kadar tarih barindiran bir roman icin de Livaneli’nin epey bir arastirma yaptigi belli oluyor. Sayesinde uzeri hep ortulmeye calisilmis olan Ermeni tehciri, Mavi alay ve Struma gemisi duyarli ya da merakli insanlarin gundemine tekrar giriyor. Butun bu olaylarin yasanmasinin temel sorumlusu olarak da iktidar gosteriliyor. Kitabi okuduktan sonra insanin aklinda “Butun iktidarlar kotudur” fikri yer ediniyor.
Kitap hakkinda yapabilecegim tek elestiri asiri tekrarlarin olmasi. Ornegin, Maya’nin her durumda sicak bir dusa girip cikmasi okuru bunaltabiliyor. Ya da yagmur yagarken taksi cagirdigi iki seferde de durmayan taksiciler icin diger zamanlarin intikamini aldiklarini soyluyor. Her arastirma yapmaya gittiginde ya da birseyler dusundugunde cevresindeki insanlara bakip duyarsizlik elestirisi de tekrarlardan sayilabilir. “Yarabbim nasil bir ulkede yasiyoruz” tepkisi de cok fazla dile getirildi kanimca.
Kitaptan cok begendigim iki alinti ile bitirmek istiyorum:
“Bir kiz cocugunun buyumesi ne zaman biter acaba?
Ilk adet gordugunde mi, 18 yasini doldurunca mi, evlenince mi, sacina ilk ak dusunce mi?
Bence hicbiri degil. Bir kiz cocugu buyumez, kac yasina gelirse gelsin asla buyumus gibi hissetmez kendini. Son nefesini ici arzularla, heyecanlarla dolu bir kiz olarak verir... ”
“Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanında adil olması gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete vermedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.” Eric Auerbach, Kotulugun Zaferi

No comments:
Post a Comment