Labels

Tuesday, July 19, 2011

Kadınlar Bilim Yapıyor mu?

 Gectiğimiz ay Cerrahpasa Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Rasim Küçükusta “Ben bir bilim travestisiyim” baslıklı yazısında bilim tartışmalarına utanarak not düşülmesi gereken bir yorumda bulundu. Kulak tırmalayıcı bulduğu “bilim adami” ya da “bilim kadını” kavramlarının neden kullanılmaması gerektiğini Türk Dil Kurumu’nun “adam” sozcüğü tanimindan destek alarak bilim adamlarının hepsinin erkek olduğu iddiası ile açıkladı. Ardından bir soruyla asıl meramını ifade etti: “Fizikte, kimyada, tıpta nobel almiş kaç kadın var?”.

 Seçimlerden hemen 3 gün sonra ceşitli haber kanallarinda ve gazetelerde yayınlanan yazı sadece bir haber olmaktan öteye gidemedi ve medyada “hak ettiği” eleştiriyi alamadi. Normal koşullarda ve demokratik bir ülkede belki günlerce tartışmalara konu olabilecek bu yazı ülkede yaşanan gerginliklerin arasında gözlerden kaçtı. Devlet örgütlenmesinden sosyal yaşama kadar etkisini hissettiğimiz erkek egemen anlayışa ne yazık ki bilimde de şahit olduk, belki de ilk defa bu kadar doğrudan yüzleştik. Meclis tartışmaları, şike ve ölüm haberleri arasından sıyrılıp gecikmiş de olsak Sayın Küçükusta’ya cevap verilmeli, vermeliyiz. 

 Sayın Kucükusta, sizden önemli bilim adamlarının isimlerini saymanızı istesem, tahminimce şöyle sıralayacaksınız: Galileo, Newton, Darwin (bunu sayacağınızdan şüpheliyim), Edison, Einstein, vs. Sayacağınız isimlerin çoğunun yaşadıgı dönemde kadınların değil akademisyen üniversitelere izleyici olarak bile girmesine izin verilmedigini biliyor muydunuz?  

 Pek çok alanda oldugu gibi bilim alanında da kadınlar yerlerini cok geç alabilmişlerdir. Bunun sebebini anlamak icin kadınların eğitim haklarını elde ettikleri birkaç önemli tarihe bakmak yeterli olacaktır. Kadınlar üniversiteye ilk olarak 1840 yılında Zurih’de ancak dinleyici olarak girebilmişler. İlk kadın koleji olan Londra Üniversitesi 1849 yılında kurulmuş. Fakat kadınların Üniversitelerde erkeklerle eşit haklara sahip olmaları 20. yüzyıla kadar mümkün olmamıştır. Örnegin en prestijli üniversitelerden olan Cambridge’te 1947’ye, Oxford’da 1920’ye kadar kadınlar haklar bakımından erkeklerlerin gerisinde bırakılmıştır. Türkiye’de ise Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kanun önünde eşit haklara 1924 yılında kavuşabilmişlerdir. Örneklendirdiğimiz bu durumlar gösteriyor ki kadınlar akademik ortama erkeklerden birkaç yüzyıl sonra ancak katılabilmişlerdir. 

 Sayın Küçükusta, kanser arastırmaları yapmış bir hekim olduğunuz için herkesten iyi bilmeniz gereken bir bilim kadınını size  hatıirlatıp hakkında birkaç kısa bilgi vermek isterim. Bahsettiğim kişi -Marie Curie.

 Marie Curie 1903 yılında Nobel ödülünü alan ilk kadin ve 1911 yılında aldığı ikinci Nobel ödülüyle de bu ödülü iki defa alan ilk bilim insanı olarak tarihe geçti. Ülkesi Polonya’nın işgal altında olduğu bir zamanda, fakir bir ailenin beşinci ve en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Hem sosyal hem de akademik hayatında karşılaştığı bütün zorluklara rağmen bilim tutkusundan vazgeçmedi. Beraber araştırma yapığı arkadaşı Becquerel ile haklarında çıkan dedikoduların aldığı Nobel ödüllerinden fazla konuşulması da onu yıldırmadı. Radyoaktiviteyi keşfettiğinde kimsenin aklına tıbbi amaçlı kullanılabileceği gelmemişti. Fakat yaptığı deneylerden dolayı cildinde oluşan deformasyondan yola cıkarak radyoaktivitenin kansere sebep olan kotü dokulara uygulanarak tedavi amacli kullanılabileceğini öngördü ve bu fikrini tıp doktorları ile paylaştı.

 Böylece, kanser tedavisinde tarihi bir aşama kaydedilmiş oldu. Ancak Marie Curie, Birinci Dünya Savaşı sırasında askerlerin tedavisi için kullandığı radyoaktif maddeden aşırı derecede etkilenerek kan kanserine yakalandı. Ve tarihe kendisinden sonra kurtaracağı binlerce insan icin hayatini feda eden bilim kadını olarak geçti. 

 Siz Göğüs Hastalıkları Uzmanı Sayın Prof. Küçükusta, ne zaman ki hastalarınızı tedavi ederken X ışınları kullanmanız gerekir, bir dakika bu bilim kadınını düşünün. Akciger kanseri hastalarınızı tedavide başarılı olduğunuz vakit bu bilim kadınına teşekkürü borç bilin! O bilim kadınına!

No comments:

Post a Comment