Labels

Saturday, October 8, 2011

Hanımların Dikkatine



Yazar : Seray Şahiner
Tür: Öykü
Yil : 2011

Dünyanın öbür ucundan beni ziyarete gelen çok yakın arkadaşımla uzun bir kucaklaşmadan sonra hemen biralarımızı açıp hayatımızdaki ve tabii ki dünyadaki son gelişmelerden bahsetmeye koyulmuştuk.  Arkasından hemen bana Türkiye’den getirdiği kitapları çıkarmaya başladı. Aralarında bilmediğim yeni dönem yazarların da oldugu kitaplar. Kitaplardan genç kadın yazar Seray Şahiner’in “Hanımların Dikkatine” kitabını da yolda okuduğunu soyleyip elime tutuşturdu.

Yirmi küsür saatlik yolculuktan ve o kadar uzunca süren muhabbetimizden sonra banyoyu gördüğünde ilk tepkisi kapak kapatma alışkanlığım olmadığıydı. Tamam cok yakın arkadaşız ama böyle bir tepkiye de şaşırmıştım. Acaba kapakları kapatmayı unutmak ya da boşvermek cok vahim bir durum muydu yoksa arkadaşım benim yokluğumda aşırı titiz bir insana mı dönüşmüştü? 

Dolu dolu geçen bir haftanın ardından arkadaşımı yolcu ediyorum. Bana bıraktığı kitaplardan Hanımların Dikkatine’yi okumaya koyuluyorum. Bitmek bilmeyen bir Cumartesi günü birbiriyle bir şekilde bağlantıları olan kadınların hikayelerine kaptırıyorum kendimi. Aslinda herbiri her kadının sıradan yaşadığı hayat sayılabilecek hikayelerin etkileyiciliği belki tam da burada yatıyor. Belki gelir diye hazırlanan yemek masaları, belki arar diye meşgul edilmemeye çalışılan telefonlar, belki sevişiriz diye alınan geciktirici haplar ve kaş, bıyık, bikini bölgesi… Hangi kadın için bu saydıklarımdan en az birkaç tanesi hayatın sıradanlıklarından değil ki?

Ayni evde yaşayan, eğitim düzeyi gayet yüksek, farklı karakterlere sahip üç kadının en büyük ortak yanı hayatlarının merkezinde bir türlü tam olarak elde edilemeyen erkeklerin varolmasıdır.  Karakterlerden “gurur”u bir kenara bırakmış olan Sibel, başkasıyla beraber olduğunu bildiği halde bir adamin hayatında yer edinmeye calışır. Küçük de olsa gelebilme ihtimali olan bir adam için evde mıntaka temizliği yapılır, rakı sofrası hazırlanır, kitaplıkta onun seveceği kitaplar göz hizzasına getirilir. Adam geleceği saati söylememiştir, telefonlara da cevap vermemektedir ama kesin vardır bir sebebi, gelecektir elbette. Hem Sibel’den etkilenmemiş olsa ilk gece de sevişir miydi? Bir dakika, yoksa yanlış mı yapmıştı ilk gece sevişmekle? Ama yok canım, insan duygularına göre hareket etmeliydi değil mi?  Saatler geçerken, rakı sofrasındaki buzlar erimeye başlar, mesajlarına ve cağrılarına cevap alamayan Sibel’in gözyaşları buzların erimesine eşlik eder. O anda kapı çalar, “geldi işte, biliyordum geleceğini!” derken kapida  Nergis belirir. “Belki müsait değilsinizdir diye anahtarla girmek istemedim” der Nergis.

Iste burada arkadaşımın neden kapak olayına taktığını anlıyorum. Banyoda Sibel’in losyonların kapaklarını  her seferinde açık bıraktığını gören Nergis içinden “bu kız da kapaklari kapatmayı bir türlü öğrenemedi” diye geçirir. Sibel’e göre daha “ağırbaşlı” ve “dengeli” olan Nergis’in de günü çok iyi geçmemiştir. Beraber konsere gitmeyi planladığı adamla buluşmadan önce kuaförde bütün gününü harcamış, yaptırdığı ağdanın yapışıklığı henüz hala geçmemiş, bir de belki sevişiriz diye aldığı hem adet geciktirici hem de doğum kontrol haplarıyla hormonları darmaduman olmuştur. Bir de butun bunların üstüne konsatrasyonunu bozmak istemeyen adam tarafından ekilmesi tuz biber olmuştur.

Erkekler tarafından ekilmis olan iki kadin birer kadeh şarap çıkartıp hem birbirlerini dinlerler hem kendilerini birbirleriyle kıyaslarlar. Derken hayatını başka bir adam yüzünden dağıtmış, Londra’lara kadar kaçmış olan arkadaşları Elif gelir. Üç kadın erkeklerin hayatlarında bu kadar önemli olmamasi gerektiği sonucuna varıp bundan sonra işlerine, kariyerlerine odaklanma kararı alırlar. O sırada birinin telefonuna gelen mesajla hepsinin yüreği zıplar ve kararın geçerliliği birkaç dakika bile sürmez.


No comments:

Post a Comment