Labels

Thursday, July 11, 2013

Direnişin Önündeki Tehlike



Gezi olayları başladığından beri hemen hemen bütün muhalif çevrelerdeki ortak sloganları görmemek mümkün değil. Sosyalistinden ulusalcısına, ulusalcısından dindarına, dindarından LGBT gruplarına kadar hemen hemen herkes AKP'ye karşıydı. Zaten Haziran direnişinin bu kadar başarılı olmasındaki esas faktörün de bu olduğuna herhalde hiçkimsenin itirazı olmayacaktır.

Burada Kürt hareketı ve Kürt hareketine bakışın en büyük belki de tek farklılık olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin hiç kimse TMMOB için sokağa dökülmede sorun görmüyor. İftarlara laik kesimden bile ciddi destek geliyor. Fakat meyadanlardaki ay yıldızlı bayraklar ve Atatürk posterleri ile Abdullah Öcalan posterleri ortalığı kutuplaştırmaya anında yetiyor. Bu kutuplaşma direnişin önündeki en tehlikeli engeldir bana kalırsa.

İlk günlerden sonra BDP milletvekilleri Sırrı Süreyya ve Ertuğrul Kürkçü'nün çabalarına rağmen ne yazık ki Kürt hareketi direnişe hiç denilecek kadar az destek verdi. Hatta meydanlar 'Hükümet İstifa' diye inlerken Kürt hareketi 'Hükümet Adım At' diye mitingler düzenledi. Lice'de de Medeni Yıldırım isimli yurtdaşımızı kaybetmiş olmamıza rağmen Kürt hareketi faşist AKP'den barış beklemeye devam etti.

Ulusalcılar da Medeni Yıldırım'ın katledilmesi üzerine sokağa çıkan Kürt hareketi ile çok fazla karşı karşıya gelmemek için daha çekimser davrandılar. Neyse ki bu durum fazla uzun sürmedi. Fakat alanlarda atılan sloganlarla Kürt hareketine sempati duyanların rahatsız olmasına sebep oldular. Azıcık siyasi bilinci olan birisi Kürtlerin olduğu bir alanda 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' ya da 'Ne mutlu Türk'üm diyene' sloganlarının ne kadar iyi niyetle söylenirse söylensin hoş karşılanmayacağını tahmin edebilir. Ayrıca BDP'nin ilk günlerde katıldığı eylemlerde ne yazık ki 'Teröristler dışarı' sloganlarının atılması varolan tahammülsüzlüğü birkez daha göstermiştir.

Her kesimin farklı hassasiyetlerle direnişe katıldığı bu durumda sosyalistlere çok iş düşüyor. Nicel olarak fazla iddialı olmasa da siyasi birikim olarak Türkiye solu bu iki grubu 'Yaşasın Halkların Kardeşliği' şiarını yükselterek ortak zeminde birleştirebilmelidir. Fakat bu görevi başarmadan önce Sol'un ilk önce kendi gözlüklerini çıkarması şarttır. Gazdan adam festivali'nde daha festival başlamadan çekimser davranan Sol orada elinde ay yıldızlı bayrakla 'Yolumuz devrim yoludur' diyen halkı sadece elinde bayrak olduğu için şoven olmakla suçladıkça bu meselede bir arpa boyu yol alamayız. Bu tavır oradaki siyasi açıdan daha yeni olgunlaşan kitleyi gerçek anlamda şovenlerin kucağına itmekten başka bir işe yaramaz. Türkiye solu elinde kalpaklı Atatürk resmi olanların şovenist olmadığını Kürt halkına, elinde Öcalan ya da BDP bayrağı olanların da terörist olmadığını Türk halkına anlatabilmelidir. Yoksa ezberlerini bozamayan bir Sol, direnişin bu eksen üzerinden kırılmasının önüne geçemeyecektir ve tarihi bir fırsatı kaçıracaktır.

Not: Bu yazı birleştirici olmak için yazılmıştır, nereden gelirse gelsin şoven yorumlara lütfen izin vermeyiniz.











No comments:

Post a Comment