Yazar: Buket Uzuner
Yıl: 2012
Bazıları bir kitap okuduğunda hayatlarının değiştiğini iddia eder. Bana göre bu abartılı bir söylemdir fakat bence her roman insanın hayatına gizlice sokulur. Kimbilir belki de roman okumadan önce ve okuduktan sonra insanların beyin sinyalleri karşılaştırılarak bu olgu bir araştırma konusu yapılabilir. Ama bazı romanların etkisi ise gizli değil o kadar açıktır ki böyle araştırmaya gerek bile kalmaz. İşte ben Buket Uzuner'in Su romanında da aynı etkiyi hissettim. Tabii burada, romanda anlatılanlar ile Türkiye'nin son zamanlardaki sosyal ve siyasal durumunun etkisini de gözardı edemem.
Ülkemizin ben kendimi bildim bile sıcak bir gündemi vardı. Fakat son günlerde bu sıcak başlıklardan birisi çevre diğeri ise kadındır. Rant için, doğa ve tarih demeden her türlü katliamı göze almış iktidar aynı zamanda kadınların yaşam alanına ve biçimine de saldırılarını sürdürüyor. Ayrıca sunnilik dışındaki inançlar da her fırsatta aşağılanıp yok sayılıyor. Romanda da HES'lerden betonerleşmeye ve kadınların problemlerinden ülkedeki Alevi-Sunni ayırımına kadar her konuya değiniliyor.
Roman Alevi bir polis memuru olan Ümit Kaman ile gazeteci Defne Kaman'ın kaybolması sebebiyle karakola gelen üç kadın arasında geçen ilginç diyaloglarla başlıyor. Bu üç kadından birisi Defne Kaman'ın annesi, diğeri süslü ablası ve sonuncusu da ninesi Umay Bayülgen'dir. Bundan sonra komiser Ümit Kaman ile sahaf Semahat'in Defne Kaman'ı bulma macerasında buluyoruz kendimizi. Bu sırada Umay nineden Anadolu'nun ve eski Türkler'in kadim geleneği olan Kamanlık hakkında bilgiler alıyoruz. Kayıp gazeteci de kendisini arayan Ümit Kaman'a Yusuf Has Hacip'in Mutluluk Bilgisi anlamına gelen Kutadgu Bilig eserinden şifreler göndererek izini bulmasını sağlıyor.
Romanı okurken aslında Anadolu'nun ne kadar güzel gelenekleri olduğunu hatırlıyor insan. Doğaya, insana, hayvana, bilgiye bu kadar önem veren bir toplumken nasıl oldu da günde beş kadının katledildiği, HES yapmak uğruna güzelim derelerin ve doğanın kirletildiği, farklı mezhepleri olduğu için sevenlerin ayrı bırakıldığı bir toplum oluverdik diye hayıflanmadan edemiyoruz.
Kayın ağacının yeraltını, yeryüzünü ve gökyüzünü temsil etmesinden dolayı kutsal sayıldığı bir toplum nasıl oldu da ağaçlarını beton yapmak için kesen veya yakan bir toplum oldu? Kutsal olan kayın ağacının isminin kadın sözcüğünden gelen bir toplum nasıl oldu da namus ve töre cinayetlerine kurban giden kadınların özgürlüğünü, başını örtme özgürlüğüne indirgedi?
Bu romanı okuyana kadar Kutadgu Bilig hakkındaki bilgim dalga geçer şekilde okunan birkaç mısranın ötesinde değildi. Roman sayesinde aslında ne kadar da güzel geleneğimiz olduğunu öğrenerek sevinsem de bu geleneklerin unutulmaya yüz tuttuğunu görünce üzüldüm. İslamiyet öncesi Anadolu tarihinin çok anlatılmadığı öğrenim sistemimizde aslında Kutadgu Bilig'in hakkı verilse belki çok daha farklı bir toplum olabilirdik. Belki bu şekilde doğaya, insanlığa ve tarihe borcumuzu ödeyebilirdik.
Çocukları için hayırlı işler kurmak peşinde bir ömür koşar, onların mutlulukları konusunda asla umutlarını kaybetmezler. Zaten annelik, asla pes etmemektir.
Son ağaç öldüğünde, son ırmak zehirlendiğinde ve son balık tutulduğunda parayı asla yiyemeyeceğimizi anlayacağız. (Kızıldereli atasözü)
Midemiz ve cebimiz şiştikçe vicdanımız ve dünyamız fakirleşiyor.
Kalplerini gülümseme maskesi arkasına saklayarak daha fazla kırılmaktan korumaya çalışanlar, bir gün artık sahiden gülümseyemediklerini farkederler.
Türklerin büyük bir kısmı Müslümanlığı ve bazıları da diğer tek tanrılı dinleri kabul edince, İslamiyetle karşılaşan Kaman geleneğinden Alevilik doğmuş, derler. Bu yüzden Aleviler, Kamanlar gibi kadın ve erkek yan yana semah eder, döne döne dua ederlermiş.
Bilgili insan bu kaygı içinde nasıl kahkaha atar / Ey bilsiz, sen dağ keçisi gibi debelen dolaş.
Sevenin sevdiğine kavuşması anlamına gelen 'vuslat' sözcüğünü yeni öğrenmiş ve çok sevmişti.
Bazen bir kuş sesi bile hayatın yaşamaya değer, alınan her nefesin ümit dolu olduğunu hatırlatmaya yeter.
Zeka sanılanın aksine güzellikten daha fazla kıskançlık yaratır. Zeka geçici değildir, üstelik köreltilmezse, yıllar içinde tecrübeyle serpilir, parlar, iktidar için güzellikten daha fazla işe yarar. Ancak bir kadın bedenindeki zeka hiç de aranan birşey değildir, zeki kadınlar kadar erkekleri korkutan iki şey daha vardır güzel erkekler ve çok iri zenci kadınlar. Çünkü dünya tarihinde son 5000 yıllık düzen, kadının güzel ve hizmetkar, erkeğin akıllı ve/ya zeki ve güçlü olması üzerine kurulmuştur. Bu düzeni bozan her kadın veya erkek düzen için tehlikelidir.
Büyük hayal kırıklıklarının bağışıklığı zayıflattığını kavrayan doktorlar, bu hastaların reçetelerine bol bol hayal kurma egzersizi yazmalı.
Yaşam demişti biri, düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir tragedyadır.
İnsanın mutluluğunu sahiden paylaşacak birini bulması dünyanın en zor işidir.
Evet, tabiatın gücünü kadına benzetmek bütün kadim inançlarda ortaktır. Ancak, sadece doğurganlığıyla kadınla tabiat arasında bir bağ kurmak bize bir iltifat değil, aksine tuzaktır!
Akıl, tek bir cinsiyete bırakılmayacak kadar önemlidir. Hem erkekler de dahil, bütün insanlık zekasını anneden alır; sonun da genetikçiler de artık ispatladı bunu.
Plastik, insan ırkının sonunu getirecek lanetli bir icattır.
Çıkarsız paylaşılan saf mutluluk o kadar eşsiz ve nadir bir güzelliktir ki, onun bu yüzden dünyada daima en çok kıskanılan ve satın alınamayacak tek mutluluk olduğu söylenir.

No comments:
Post a Comment